01.04.09 SOSYAL GÜVENLİK YÜKSEK DANIŞMA KURULU'NA
Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulu, 31 Mart 2009 tarihinde ilgili tarafların temsilcileri ile toplanmıştır. Gündemi Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nın uygulamasından doğan sorunlar ve çözüm önerileri olan toplantıya, Birliğimizi temsilen Merkez Heyeti Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak katılmıştır. Toplantıya sunulan rapor aşağıda yer almaktadır:
SOSYAL GÜVENLİK YÜKSEK DANIŞMA KURULUNA SUNULMAK ÜZERE HAZIRLANAN SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU VE UYGULAMASI HAKKINDA DEĞERLENDİRME RAPORU
1) Sosyal Sigortalar
2) Genel Sağlık Sigortası
yönlerinden, uygulamada yaşananların, kurum/kuruluş ve vatandaşa yansıyan etkilerinin, karşılaşılan sorunların değerlendirmesi tarafımızdan yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi 15.12.2006 tarihli Kararı ile 5510 sayılı Kanunun 20nin üzerinde madde/madde bendini Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal etmiş, 9 madde/madde bendinin yürütmesi durdurmuştur. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarının çokluğu, 5510 sayılı Kanunun paydaşların görüşleri yeterince yansıtılmadan yürürlüğe konmasının bir sonucudur. Kanunun uygulanmasından doğan sorunların tespiti ve çözümü konusunda, Sosyal Güvenlik Yüksek Danışma Kurulunda öne sürülen paydaş görüşlerinin daha fazla dikkate alınacağını ve uygulamaya yansıtılacağını ummaktayız.
Kanun ile ilgili olarak, özünden ve uygulamasından doğan tespitlerimiz aşağıdaki gibidir:
1) Sağlık hizmetlerinde ücret alma yolu ile eşitsizlik yaratılması
5510 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerle, ilaç katılım paylarının yanı sıra tedavi katılım payı da yasallaşmıştır. Kanaatimizce, tedavi katılım payları ödeme gücü olan çalışanlar ile ödeyemeyecek olanlar arasında bir fark yaratmıştır.
Aynı doğrultuda, hastanın ameliyatını gerçekleştirmesini istediği doktor tarafından talep edilen ve halk arasında bıçak parası olarak bilinen ücret, ilave ücret adı altında belirlenen ücretlerin hasta tarafından yatırılması halinde ameliyata girecek doktoru hastanın belirleyebilmesi hükmü ile, yasalaşmıştır. Bu uygulama ise maddi koşulları uygun olan hastaların diğer hastalara oranla ayrıcalıklı bir sağlık hizmeti alabileceği anlamını taşımaktadır.
2) Kademeli katılım payı uygulaması ile ilgili sorunlar
5510 sayılı Kanunun 68 inci maddesinde; hastadan talep edilen kademeli muayene katılım payı uygulaması ile sağlık harcamalarına sigortalıların da katılımının sağlanmasının hedeflendiği ve bu uygulamanın kendi içinde bir otokontrol mekanizması oluşturacağı dile getirilmektedir. Bu sayede alt basamak sağlık hizmet sunucusunda çözüme kavuşturulacak bir sorun için üst basamaklarda yer alan sağlık hizmet sunucularının meşgul edilmeyeceğinin hesaplandığı belirtilmektedir. Ancak uygulamada alt basamak sağlık hizmet sunucusundan sevkli olsa dahi hastadan belirli oranlarda da olsa muayene katılım payı talep edilmektedir. Bu durumda; maddede belirtilen üst basamak sağlık hizmet sunucularının gereksiz meşgul edilmesinin önüne geçmek amacının ötesine geçilmiş olmaktadır. Şöyle ki, birinci basamak sağlık merkezine giden hasta, bir kez muayene ücreti ödedikten sonra, ikinci basamağa gittiğinde de muayene ücreti ödeyeceği için, birinci basamağa gitmeye gerek görmeyebilmektedir. Diğer yandan, aynı rahatsızlığın teşhis ve tedavisi için sevk zincirine uygun olarak birinci basamaktan başlayan hasta, üçüncü basamağa gelene kadar 7-9 TL arasında bir katılım payı ödeyebilmektedir.
Bu sorunu ortadan kaldırmak amacıya, alt basamak sağlık hizmet sunucusundan sevkli olarak gelen hastalar için muayene katılım payı alınmayacağı düzenlemesi getirilmelidir.
3) Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi Açısından Değerlendirme:
5510 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin 10 bendinin (b) alt bendine göre; Genel Sağlık Sigortası kapsamında yer alan 18 yaş altı çocuklar, 18 yaşını doldurmaları ve yükseköğretime devam etmemeleri halinde sigorta kapsamı dışına çıkmaktadırlar.
Bu hüküm, 5510 sayılı Kanun ile sigortalıların en azından bir kısmının hak kaybına uğradıkları anlamını taşımaktadır. Şöyle ki;
Eski düzenlemede yükseköğretime devam etmeyen 18 yaşını doldurmuş kız çocukları yaş sınırı gözetmeksizin, çalışmaya başladıkları veya evlendikleri güne kadar sigorta kapsamında yer almaktaydı. Ancak yeni düzenleme ile bu pozitif ayrımcılık ortadan kalkmış, yükseköğretime devam etmeyen 18 yaşını doldurmuş kız çocukları hastalık riski açısından sigorta kapsamından çıkartılmıştır. Bu hususu değerlendirirken Türkiyede kadının istihdama katılımının %24 gibi oldukça düşük bir orana sahip olduğunu, bunun ekonomik kriz ile birlikte gittikçe düştüğünü, ülkemizin 186 ülke arasında kadının işgücüne katılım bakımından 176 ıncı ülke olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. 2006da her dört kadından biri istihdama katılırken, 2007de bu oran giderek düşmüştür. 2007de kadınların istihdama katılım oranı % 24,8 iken, erkeklerinki % 71,3dür. İşsizlik oranlarına baktığımızda da işgücüne dahil olmayanların yaklaşık dörtte üçünü kadınlar oluşturmaktadır. Dolayısıyla istihdam içerisinde yer almayan kadın nüfusunun büyük çoğunluğu, sosyal güvenlik hakkından mahrum kalma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Oysa Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) uyarınca devlet, kadın-erkek eşitliği kapsamında fiili eşitliği gerçekleştirmek için geçici özel önlemler almakla yükümlüdür. Bu bakımdan, ilgili maddelerin bu sözleşme uyarınca gözden geçirilmesi gerekmektedir.
4) Sağlık hizmet sunucuları için 60 gün geri ödeme süresi:
5510 sayılı Kanunun 97 nci maddesinde sağlık hizmeti sunucularının sunmuş oldukları hizmetlere ilişkin düzenledikleri faturaların bedelinin tamamının fatura teslim tarihinden itibaren, altmış gün içinde sağlık hizmet sunucularına avans olarak ödeneceği, fatura ve eki belgelerin ise fatura teslim tarihinden itibaren üç ay içinde incelenerek avans hesabının kapatılacağı düzenlenmiştir. Usul olarak Protokollerde tarafların serbest iradeleri ile belirlemesi ve karara bağlaması gereken bir düzenleme bu şekilde yasalaşmış ve Protokole taraf olan sağlık hizmet sunucularının bu konuda söz hakkı olmamıştır. Diğer yandan, zamanında yerine getirilmesi gereken incelemeleri Kurumun yerine getirememesinin bedelinin sağlık hizmet sunucuları tarafından ödenmesi olasılığı doğmuştur. Dünyanın ve ülkenin içinde bulunduğu kriz ortamında bir gün sonrası dahi kestirilemezken, sağlık hizmet sunucularının altından kalkamayacağı bir yük olan; vermiş olduğu hizmetin bedelini uygulamada Kurumdan en erken 60 gün sonra alması durumu Kanun hükmü ile dayanılması zorunlu bir külfet haline getirilmiştir.
45 gün olan geri ödeme süresinin 60a çıkartılması her bir eczanenin aynı koşulları yakalamak için 15 günlük bir sermaye artırımı, bir başka deyişle varolan sermayelerinin yarısı kadar artırıma gitmesi anlamını taşımaktadır. Birçok eczacı, bunu yapamayacak durumdadır. Türkiye genelinde yıllık cirosu 600.000 TLye kadar olan eczanelerin toplam eczaneler içindeki payı % 58dir. Eczacının net kar oranı ise, iyimser bir tahminle yüzde 9,58dir. Bu da, aylık olarak eczacıların yüzde 58inin en fazla 600 TL olan bir net gelirle çalıştığı anlamına gelmektedir. Bu konuda gerekli düzenlemeler yapılmazsa, eczanelerin önemli bir kısmı kapanma tehlikesi ile yüz yüze kalacaktır. 2006 yılından bu yana, kapanan eczanelerin sayısı büyük bir hızla artmaktadır. Üstelik, ekonomik kriz gerekçesiyle vadeler sürekli olarak kısılmaktadır ve ticari ıskontolar ortadan kalkmaktadır. Türkiyede en çok satılan 100 ilacın pazar payının % 34,82 ve 28 tanesinin va